< Geri

OSTEOPOROZ-KEMİK ERİMESİ
Osteoporoz, kişiyi artan kırık riskine maruz bırakacak düzeyde kemik gücünde azalma ile ortaya çıkan bir iskelet bozukluğudur.

Uzm. Dr. Duygu Demirok
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı
13:21 29-Apr-2021
NHN AKADEMİ


Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bel ve kalça boyun kemiğinde yapılan kemik yoğunluğu ölçümünde kullanılan T skorunun -2.5 tan daha düşük olması halidir. Tanı koyarken DEXA denilen bir cihaz ile omurga ve kalça röntgeni çekilmesi faydalıdır. Ayrıca hastada hormon testlerini de içeren ayrıntılı kan testi, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri ile kalsiyum (Ca) ve D vitamini düzeyi mutlaka bakılmalıdır. Osteoporoz, kadınların %30’unu, erkeklerin %12’sini etkiler. Osteoporozdaki en büyük sıkıntı; kırık riski ile oluşan fiziksel aktivite kaybı ve eve bağımlı olma halinin artmasıdır. Özellikle kalça kırığı riski yaş artışı ile doğru orantılı olarak artar ve hem ekonomik hem de ikincil sağlık problemleri gibi sorunlar oluşturur ve hatta belli yaşın üstündeki hastalarda ölüm nedeni olabilir. Osteoporoz, yaş almanın doğal süreciyle oluşabildiği gibi ikincil sebeplere bağlı da oluşabilir. Osteoporozun klinik sonuçları; kırıklar, sırt ağrısı, boy kısalması, deformite oluşumu ve günlük yaşam aktivitelerini yerine getirme yeteneğinin azalmasıdır.

Primer osteoporoz (birincil kemik erimesi):

Kemik kitle kaybı ve kemik kırıklarıyla giden, genelde menapoz sonrası kadınlarda ve 65-70 yaş üstü erkeklerde görülen, başka sebep olmadan oluşan kemik erimesidir.

Sekonder osteoporoz (ikincil kemik erimesi):

Romatizmal hastalıklar, tiroid hastalıkları ve diğer hormonal bozukluklar, böbrek hastalıkları, inflamatuar bağırsak hastalıkları ile bağırsak ve mideden emilim problemine neden olan diğer hastalık veya ameliyatlar, kronik karaciğer hastalıkları, genetik bazı hastalıklar ve bazı ilaçlar (kortizon veya hormon içeren bazı ilaçlar, bazı romatizma ve epilepsi ilaçları, kan sulandırıcı ilaçların bazıları) yaştan bağımsız kemik döngüsü artışı ile kemik erimesine neden olan başlıca nedenlerdir.

Menapoz ilk olarak 1816’da De Gardenne tarafından  “La Menespausie“ olarak adlandırılarak “Fransız hastalığı“ olarak isimlendirildi. 1872’de James McNeal Whistler annesinin portrelerini yapıyordu, bu resimlerde annesinin yüzünü ve o zamanlar kimsenin bilmediği osteoporozun yaygın bir bulgusu olan osteoporoza bağlı kifozunu resmederek ölümsüz yapmıştır. Kifoz zengin beyaz yaşlı kadınlarda sık görülmekteydi. O yıllarda tıbbi olarak bu duruma “zengin dulun kamburu” denilmekteydi.

Osteoporozun medikal tedavisinde ilk kez 1923’lerde hormon replasman tedavileri kullanılmaya başlanmıştır ve halen günümüzde kullanılmaktadır. Bununla birlikte uzamış homon replasman tedavisi relatif olarak artmış endometrial kanser ve meme kanseri riski ile beraberdir.

Osteoporoz tedavisinde ayrıca bifosfonatlar, aktif D vitamini türevleri ve selektif östrojen reseptör modülatörleri (SERM) yani raloxifene kullanılmaktadır. Son dönemlerde paratiroid hormon (teriparatid) ve denosumab (kemik yıkımına neden olan hücrelerin fonksiyonunu düzenler)  kullanılmaktadır. Halen hücresel düzeyde etki hedefleyen tedaviler geliştirilmeye çalışılmaktadır. Amaç, kemik yıkım döngüsünü durdurmak ve kemik yapımını arttırmaktır.

2015’te yapılan bir çalışmada Brezilya’daki kadınların %15-33 kadarını osteoporozun etkilediği bulunmuştur. Bu hastalara medikal tedavi ile beraber dengeli bir diyet, fiziksel aktivite ve hayat tarzı değişikliği önerilmiştir. Özellikle sigara ve alkolden uzak durulması gerektiği belirtilmiştir. D vitamini suplementasyonu genel olarak önerilirken, kalsiyum desteğinin kişiye özgü verilmesi gerektiği belirtilmiştir (kardiyak etkilerinden dolayı). Tedavi için önerilen D vitamini günlük alım düzeyi 800-2000IU olup laboratuar değeri olarak en az 50 nmol/litre ve üzeri olması istenmektedir. Elemental kalsiyum miktarının günlük alım dozunun 1000-1200 mg olması tavsiye edilmiştir. Aynı zamanda kalsiyum ve D vitamini diyetle alınabilir. D vitamini ayrıca ciltte UV ışınları ile sentezlenebilir, kalsiyum ve fosforun bağırsaktan geri emilimini düzenler.

Yapılan çalışmalarda fiziksel aktivitenin kolay uygulanabilir, maliyeti düşük ve kemik sağlığını modifiye eden bir yöntem olduğu saptanmıştır. Özellikle adolesan çağda, kızlarda prepuberte çağında yani kemik gelişiminin yüzde 50’sinin oluştuğu zaman periyodunda oldukça etkili olduğu gösterilmiştir. Osteoporoz riskini azaltan fiziksel egzersizleri; Thai chi egzersizleri,  denge egzersizleri, dirençli egzersizler,  kuvvetlendirme, ağırlık aktarma (merdiven çıkma), germe, yüksek yoğunluklu (futbol, basketbol, tenis ve koşu) ve düşük yoğunluklu egzersizler (yüzme, yürüyüş, yoga ve bisiklet sürme) olarak sınıflandırabiliriz. Yüksek yoğunluklu zıplama ve atlama gibi egzersizlerin veya düşük ve yüksek yoğunluklu egzersiz kombinasyonlarının, kemik kalitesine en etkili olan fiziksel aktivite yöntemleri olduğu tespit edilmiştir. Günlük 2 veya 4 kez,  30 dk veya daha kısa egzersiz periyodları tercih edilmelidir. Daha ileri yaştaki kadınlar yüksek yoğunluklu aktiviteler yerine yoga ve yürüyüş gibi ağırlık aktarmalı aktiviteleri tercih etmelidir, tabi ki mobilite ve kuvvetlendirme egzersizleri de bu gruptadır. Fiziksel egzersiz aynı zamanda kas kuvveti ve tonusunu arttırdığı için düşmeyi azaltarak da osteoporoza bağlı kırıkların oluşumunu azaltır.

Pulse elektromanyetik alanlar tedavisi (PEMS) ilk kez atlanmış (geç farkedilmiş) kırığı olan postmenapozal kadınların tedavisinde kullanılmıştır. PEMS tedavisi kemik yapımını artırmaya ve yıkımını azaltmaya yardımcı olur.

Modifiye edliebilen risk faktörleri arasında sigara kullanımı, aşırı zayıf olmak, aşırı alkol tüketimi ve evde düşme riskinin olmasıdır. Osteoporoz tedavisinde kullanılabilecek destekler B vitaminleri, Omega 3 balık yağları, soya izoflavonlar ve dehidroepiandesterondur.

Diyet desteği olarak 50 yaş ve üzeri kadınlarda  kiloya 1-1.2 gramdan protein alımı ve her öğünde en az 20-25 g yüksek kaliteli protein tüketimi, bol sebze ve meyve içeren diyet önerilmiş, kola türü içeceklerin ve düşük besin yoğunluklu diyetlerin tüketimi negatif etkili bulunmuştur. Bunun dışında magnezyum, potasyum, C vitamini, K vitamini, çeşitli B vitaminleri ve karetonoidler kemik sağlığı açısından öncelikli bulunmuştur. K vitamini tiplerinden özellikle K1(yeşil yapraklı sebzeler) ve K2’nin (et ve fermente yiyecekler)  kemik kaybını azalttığı gösterilmiştir. Besin destekleri arasında  hem osteoporozu önlemek hem de kemik yıkımını tersine çevirmek için yapılan çalışmalarda  kuru erik (Prunus domestica) ile ilgili birçok çalışma mevcuttur. 1 yıl boyunca günlük 100 g kuru erik tüketen postmenapozal kadınların kemik kalitesinin kontrol grupları ila karşılaştırıldığında 5 yıl öncesine döndüğü gösterilmiştir. Bu durumun, kuru erikteki kemik koruyucu biyoaktif bileşiklerin etkisi ile olduğu düşünülmektedir. Fazla kahve tüketiminin de osteoporoz için negatif etkisi olduğu bulunmuştur.

Diyetle yüksek miktarda A vitamini alımının kemik kalitesi üzerine negatif etkili olduğu gösterilmiştir. Özellikle A vitamininde bulunan retinolün kemik üzerine etkisi değişkendir.

Geleneksel tıpta birçok gastrointestinal ve solunum sistemi hastalıklarında kullanılan sumak köklerinin (yumruları) son dönemde yapılan çalışmalarda aynı zamanda kemik kaybını azalttığı gösterilmiştir. Bu kökler, Gallotanin deriveleri ve flavonoid gibi 27 fitokimyasal içermektedir ve kemikteki pozitif etkileri bunlar vasıtasıyla sağlanmaktadır. 

Fitoöstrojenler bitkisel kaynaklı bileşikler olup östrojeni taklit ederler. En çok izoflavonların yani soya fasulyesi, nohut ve diğer baklagillerde bulunan bileşiklerin etkileri ile ilgili bilimsel çalışmalar yapılmıştır. Bu bileşikler kemik metabolizmasını, kalsiyum emilimini ve insulin growth factor 1(IGF1)’in emilimini arttırıp bu yolla kemik yapımını arttırarak etkili olurlar. Günlük diyetle 50 mg izoflavon alınması kemik yıkımını azaltabilir.

Yüksek miktarda Omega 3 balık yağı ve alfa linoleik asit desteğinin kemik yoğunluğunu arttırdığı gösterilmiştir.

Son yıllarda medikal tedaviler yerini daha çok bitkisel desteklere bırakmaya başlamıştır. Geleneksel Çin bitkisel tedavilerinin yapılan kontrollü çalışmalarda, bel bölgesinde osteoporoza bağlı olan erimeyi azalttığı gösterilmiştir aynı zamanda kullanımı kolay ve yan etkileri azdır. Bu tedaviler bazı bitkilerin karışımı şeklinde uygulanmakta olup tek tek bitkiler de kullanılabilmektedir. Örneğin siyah yılan kökünün kemik yıkımını azalttığı ve konjuge östrojenlerin yapımını arttırdığı gösterilmiştir. Morinda officinalis (hint dutu)bitkisinin köklerinden elde edilen inülinin kemik yapımını güçlü şekilde arttırdığı saptanmış ve gelecekte medikal tedavinin yerini alabileceği öngörülmüştür.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI