< Geri

Bruksizm (Diş Sıkma) Nedir?

Dt. Seçkin Yavuz
Diş Hekimi
17:35 09-Dec-2020
NHN AKADEMİ


Ağız-diş-çene kompleksinin çiğneme, yutkunma, konuşma gibi fonksiyonel hareketlerin yanı sıra diş gıcırdatma, diş sıkma, parmak, dil veya yanak emme, tırnak yeme, dudak ısırma gibi parafonksiyonel hareketleri de olabilir. Bu parafonksiyonel hareketlerden en yaygın olanı bir kas hiperaktivitesi ve kalıplaşmış bir hareket bozukluğu olarak tanımlanan diş gıcırdatma/sıkma durumudur ve buna bruksizm denir.

Bruksizm; uyanık ve uyku bruksizmi olarak 2 ana grupta ele alınabilir. Çene eklemi ve dişler başta olmak üzere bedene verdiği zarar açısından 2 grupta anlamlı bir fark gözlemlenmezken, çene ağrısı veya çene hareketlerinde kısıtlanma gibi semptomlar; gece uykuda gerçekleşen bruksizm sonrası sabah saatlerinde daha yoğun hissedilir ve gün içerisinde hafifler. Uyanık iken gerçekleşen bruksizmde ise semptomlar gün içerisinde artarak kendini hissettirebilir.

BRUKSİZMDE GÖRÜLEN SEMPTOMLAR?

-Dişlerde aşınmalar; çiğneme yüzeylerinde düzleşmeler ve oyuklar oluşması

-Diş eti çekilmeleri ve dişlerin diş eti birleşimine denk gelen boyun kısımlarında çentik şeklinde aşınmalar oluşması

-Dişlerde veya yapılan restoratif tedavilerde kırıklar ve tekrar eden başarısızlıklar

-Diş ve diş etlerinde hassasiyet, diş eti hastalıklarına yatkınlık, dişlerde mobilite (sallanmalar)

-Çene ekleminden ses gelmesi ve/veya eklem ağrısı

-Baş, boyun, kulak ağrısı

-Çiğneme kaslarında ağrı, kaslarda büyüme ve çene hareketlerinde zorlanma

-Ağız açmada güçlük ve kitlenme (trismus)

-Özellikle alt-üst dişlerin birbirlerine temas ettikleri kapanış çizgisi hizasına denk gelen yanak içi mukozasında ve dil kenarlarında diş ve ısırık izleri görülmesi

Bu semptomlardan bir veya birkaçı olabileceği gibi durumun hiç farkında olmayan, semptomsuz veya semptomların diş sıkma/gıcırdatma ile bağlantısı olabileceğini düşünmediği için farkında olmayan vakalar oldukça sıktır.

KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR?

Toplumda bruksizm görülme sıklığı %8 ila 30 arasında farklılık gösterebilir. Bruksizm vakalarında anlamlı bir cinsiyet farkı bulunmazken, yaşla beraber özellikle 65 yaş sonrası vakaların azaldığı bilinmektedir. Ayrıca bruksizme sadece yetişkinlerde değil çocuklarda da rastlanabilmektedir. Özellikle daimi dişlerin sürdüğü karışık dişlenme dönemlerinde karşımıza çıkan çocuk bruksizm vakaları genelde daimi dişlerin tamamen sürmesi ve dişlerin karşılıklı kapanış ilişkilerini bulmaları ile ortadan kalkmaktadır.

Bruksizmin nedenleri kesin olarak bilinmemekle birlikte çoklu faktörlerden etkilendiği kabul edilmektedir. Bu faktörler temel olarak yapısal/morfolojik veya sistemik/psikolojik olarak incelenmektedir. Yapısal etkenlerin başında yerine konmamış diş eksiklikleri ve bunlar sonucunda komşu dişlerde oluşan diş uzamaları ve/veya devrilmeleri, yapılan hatalı dolgu, porselen vb restorasyonlar, hatalı ortodontik tedaviler sonucu alt-üst diş ve çene ilişkilerinin bozulması sayılabilir. Sistemik etkenler arasında Parkinson gibi nörolojik rahatsızlıklar olabilirken, stres, baskı, öfke ve endişe gibi psikolojik durumların ve karakter özelliklerinin de diş sıkma ve gıcırdatmayı tetiklediği günümüzde net bir şekilde bilinmektedir. Antidepresan, antipsikotik bazı ilaçların yan etkileri arasında ve amfetamin, madde, aşırı kahve, alkol ve sigara kullanımınında da çene eklemi rahatsızlıkları ve bruksizmin artış gösterdiği görülmektedir. Günümüzde artık bütünsel bakış açısı ile incelendiğinde tüm bedenin birbiriyle olan elektriksel bağlantısı üzerinden bağırsak flora sağlığından kalça eklemi problemlerine kadar alakasız görülebilecek birçok rahatsızlığın bruksizmi tetikleyebileceği anlaşılabilmektedir.

NASIL TANI KOYARIZ?

Bruksizm tanısı koymada en sık kullanılan yöntem anamnez ve klinik muayene bulgularıdır. Sabah uyandığında ilk ağzını açmada zorluk, çene ekleminden gelen tıkırdama sesleri, çiğneme kaslarında yorgunluk hissi, aynı evde yaşayan insanlardan gelen diş gıcırdatma sesleri duyduğuna dair geri bildirimler gibi hasta hikayeleri teşhiste önemli yer tutar. Klinik muayenede dişlerde aşınmalar, mobiliteler, hassasiyetler, çiğneme kaslarında ağrı ve kas hipertrofileri ise tipik işaret ve semptomlardır ve teşhisi desteklerler. Oklüzal splint denilen ağız içi apareyler en sık kullanılan tedavi yöntemi olmasının yanısıra teşhiste de kullanılabilirler. Düzenli kullanım sonrası bu plakların üzerinde de hastanın kendi dişlerinde oluşan aşınmalara benzer aşınmalar oluşması hastanın diş sıktığını veya gıcırdattığını kanıtlar. En güvenilir teşhis yöntemleri ise EMG (electromyographic) cihazı ile yapılan, çiğneme kaslarından gelen elektrik sinyallerinin ölçümü ve polisomnografiler yani uyku laboratuvarı kayıtlarıdır.  

Fonksiyonel hareketler sırasında ağız-diş-çene ve çevre dokulara gelen günlük fizyolojik stres dokuların karşılayabileceği ve zarar görmeyeceği şiddet ve uzunluktadır. Fakat diş sıkma/gıcırdatma alışkanlığı olan hastalarda bu yükler diş, eklem ve çevre dokulara zarar verebilecek ve patolojik değişikliklere neden olabilecek yoğunluk ve sürelere ulaşırlar. Hastaların yaşam kalitesini oldukça olumsuz etkileyen bruksizm alışkanlığının kontrol edilmesi bu yüzden oldukça önemlidir.

TEDAVİSİ NEDİR?

Bruksizmin nedenlerinin çoklu nedenlere bağlı olduğu gibi, tedavisinde de tek tedavi yöntemi vardır denilemez ve bütünsel bakış açısı ile ele alınması gereken bir sorundur. Bu multidisipliner bakış açısı diş hekimleri tarafından hastaya özel olarak yapılması gereken oklüzyon yani alt-üst çene kapanış ilişkisi düzenlemesi ve oklüzal apareylerin (splint) kullanılmasına ek olarak psikolojik destek, tüm omurga sistemini değerlendirebilecek fizik tedavi ve manuel terapi uygulamalarına ilaveten ihtiyaç durumuna göre nöralterapi, akupunktur, botoks uygulamaları ve ilaç kullanımı da olabilir.

Günümüzde en yaygın kullanılan tedavi yöntemi olan oklüzal splintler alt veya üst çeneye uygulanan akrilik apareylerdir. Bu apareylerin amacı dişleri aşınma, kırılma ve mobiliteye karşı korumak, kaslarda gevşeme sağlayarak travmatik kuvvetleri ortadan kaldırmak, çene eklemindeki aşırı yüklenmeyi hafifleterek eklemi ve fonksiyonlarını rahatlatmaktır. Oklüzal splintler yoğun kas aktivitesini engelleyip, diş, eklem ve diğer çevre dokuları koruyarak hastaya kendini iyileştirme şansı tanısa da hastalar bruksizme neden olabilecek diğer etkenlerle beraber ele alınmalıdır. Ağrı vb. semptomları azaltmak amacıyla kullanılabilecek kas gevşetici, ağrı kesici farmakolojik ilaçların etkinliklerinin tam olarak gösterilememiş olmasının yanısıra uzun süreli kullanımları da tavsiye edilmemektedir. Günümüzde yine oldukça yaygınlaşan botoks uygulamalarının ise 3-6 ay sonunda tekrarlanması gerekliliği göz önünde bulundurulmalıdır ve geçici bir çözüm olduğu unutulmamalıdır.

İstem dışı gerçekleşen kas hiperaktivitesinin bilinçli olarak farkedilmesi ve kontrol edilmesi esasına dayanan biofeedback (geri bildirim) mekanizmaları bu aşamada önemlidir. Özellikle uyku dışında diş sıkan/gıcırdatan hastalarda oldukça etkili olan bu yöntem uyku bruksizmi olan hastalarda da gün içerisinde geliştirdikleri farkındalık sayesinde beyindeki parafonksiyonel aktivite programlarını inhibe ederek alışkanlığı azaltabilmektedir. Bu tedavinin ilk basamağı hastanın durum hakkında bilgilendirilmesidir. Hastanın parafonksiyonları yaptığının farkına varması ve gevşemesi esasına dayanan bu otokontrol mekanizması çeşitli diş sıkma/gevşetme egzersizleri ile desteklenebilir.

Biofeedback mekanizmalarına ilaveten kişinin genel beden sağlığı; bağırsak florası, hormonal sistem sağlığı, psikolojik ve emosyonel durumu, iskelet-kas sistemi de göz önünde bulundurularak bütünsel tıp açısıyla ele alınması tedavinin uzun süreli kalıcılığı ve hastaya zarar vermemesi açısından oldukça önemlidir.

Sonuç olarak; bruksizmin toplumda görülme sıklığı günümüz yaşam şartlarıyla da bağlantılı olarak her geçen gün artmaktadır. Bazı semptomların hastaların ve hatta aynı yatağı paylaşan partnerlerin bile uyku kalitesini bozarak hayat standartlarını oldukça düşürdüğü bilinmektedir. Bazen anlamlandıramadığımız yorgun uyanma, hafif bile olsa düzenli gerçekleşen baş ağrıları ve diş hassasiyetleri bruksizmin sonuçları olabilmektedir. Özellikle sabah uyandığınızda ağız açmada güçlük çekiyorsanız ve gün içerisinde de çene ekleminizden tıkırtılı sesler ve hisler geliyorsa bir uzmanla görüşene kadar ağzı çok büyük açarak ısırmamak ve esnememek, sakız çiğnememek ve diş sıktığınızı farkettiğiniz anlar varsa kendinizi gevşetmek basit koruyucu önlemler olabilir. Bir an önce durumu çoklu etken ve tedavi yani bütünsel bakış açısıyla ele alabilecek bir uzmanla görüşmek ise uyku ve hayat kalitenizi anlamlı oranda yükseltebileceği gibi tüm beden sağlığınızda kalıcı hasar oluşmasını da engelleyebilir.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI