< Geri

Temporomandibular Eklem Disfonksiyonları (Çene Eklemi Rahatsızlıkları)
Temporomandibular eklem disfoksiyonları; çiğneme kas sistemi, temporomandibular eklem (TME) ve çevre doku yapılarına ait çeşitli klinik problemleri içeren rahatsızlıkların genel adıdır.

Doç. Dr. Güzin Neda Hasanoğlu Erbaşar
Çene Cerrahisi Uzmanı
16:54 24-Dec-2020
NHN AKADEMİ


Temporomandibular eklem disfoksiyonları; çiğneme kas sistemi, temporomandibular eklem (TME) ve çevre doku yapılarına ait çeşitli klinik problemleri içeren rahatsızlıkların genel adıdır. Toplumun %5’inden fazlasını etkileyen bu rahatsızlığın en çok görülen bulguları arasında çene hareketlerinde kısıtlılık, çiğneme kaslarında ağrı, yemek yeme ve konuşma gibi çene fonksiyonları esnasında zorluk, eklemde ağrı ya da çene fonksiyonları sırasında eklemden ses gelmesi ve ağzın açılması esnasında çenede kayma yer almaktadır. Geniş bir yaş aralığında karşımıza çıkabilen çene eklemi rahatsızlıkları en çok 20 ila 40 yaş arasındaki bireyleri etkilemektedir. Çeşitli biyolojik, hormonal ve psiko-sosyal nedenlerden dolayı da kadınlarda erkeklere göre daha sık izlenmektedir.

TME disfonksiyonları, çok farklı iç ve dış faktörlerin etkileşimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Konuyla ilgili bilimsel araştırmalar incelendiğinde bu rahatsızlığın gelişiminde her biri hastadan hastaya büyük ölçüde değişiklik gösterebilen beş ana faktörün daha belirgin rol oynadığı görülmektedir. Bu faktörlerden ilki bireyin oklüzyonu yani alt ve üst çenedeki dişlerin birbirleriyle olan kapanış ilişkisidir. İskeletsel çene anomalileri gibi kalıtımsal faktörler, parmak emme, dudak emme veya dil itme gibi anormal basınç alışkanlıkları, postür bozuklukları, doğumsal diş eksiklikleri, dişlerdeki boyut anomalileri ve süt dişlerinin erken ya da geç kaybı kişilerde kapanış bozukluklarına en sık yol açan etkenler arasında yer almaktadır. TME disfonksiyonlarına yol açan bir diğer faktör ise; çiğneme sistemine gelen normal yüklenme kuvvetini aşan her türlü kuvvet yani travmalardır. Bu travmalar, direkt olarak çeneye veya çene eklemine gelerek ilgili yapılarda yaralanmaya neden olabileceği gibi kamçı (whiplash) yaralanmaları gibi boyuna gelen travmalar şeklinde de indirekt olarak TME’yi etkileyebilmektedir. TME disfonksiyonlarının ortaya çıkmasında etkili olan bir diğer önemli faktör ise diş sıkma, diş gıcırdatma veya dudak ısırma gibi parafonksiyonel alışkanlıklardır. Diğer travma tipleriyle karşılaştırıldığında; parafonksiyonel alışkanlıklar nispeten daha az şiddette kuvvete yol açmasına karşın çiğneme sisteminde oluşan devamlı veya tekrar eden yükleme kuvvetlerinden kaynaklanan mikrotravma çene ekleminde ciddi problemlere sebep olabilmektedir. Popülasyonda, parafonksiyonel alışkanlıklarla oldukça sık karşılaşmamıza rağmen bu alışkanlıklara sahip her bireyde çene eklemi rahatsızlıklarına ilişkin bulgular ortaya çıkmamaktadır. Bununla birlikte, TME disfonksiyonlarının başlamasında ya da devam etmesinde bu alışkanlıkların önemli rolünün bulunduğunu gösteren çok sayıda araştırma bulunmaktadır. TME disfonksiyonlarının gelişiminde oldukça önemli yer tutan bir diğer faktör de strestir. Stres hem bu bahsettiğimiz parafonksiyonel çene hareketlerinin sıklığını arttırabilmekte hem de çiğneme kaslarında hiperaktiviye neden olabilmektedir. Kaslardaki bu artmış aktivite de ilerleyen zamanlarda kapanış bozukluklarına, kas spazmlarına ve eklem içi rahatsızlıklara yol açabilmektedir. TME ile ilgili rahatsızlıkların gelişiminde bahsetmemiz gereken son faktör ise baş-boyun bölgesinden kaynaklanan diğer derin ağrı kaynaklarıdır. Bu durum her ne kadar hekimler tarafından sıklıkla göz ardı edilse de aslında pek çok başarısız TME tedavisinin sebebini oluşturmaktadır. Çünkü sürekli ağrı varlığı; sinir sistemimizin aşırı uyarılmasına yol açarak aynı sinir tarafından uyarılan başka alanlarda farklı sorunlara yol açabilmektedir. Bunun en sık karşılaşılan örneği yansıyan ağrılar olmaktadır. Yansıyan ağrıda; hastanın ağrısının kaynağı ile ağrıyı hissettiği bölge aynı değildir. Örneğin, en yüzeyel sırt kaslarımızdan biri olan trapez kasındaki tetik noktanın sebep olduğu derin ağrı, TME ve alt çene bölgesine sıklıkla yansıma yapabilmektedir. Böyle bir durumda, hastanın TME bölgesine yönelik yapılacak herhangi bir tedavinin başarılı olma şansı bulunmamaktadır. Yani başarılı bir tedavi için, tedavinin ağrının kaynağına yönelik planlanması gerekmektedir. Bahsettiğimiz tüm bu faktörlerin TME disfonksiyon oluşumunu başlatıp başlatmayacağı ise hastanın fizyolojik kapasitesine bağlıdır. Yani benzer etiyolojik faktörlere sahip her kişide neden TME disfonksiyonuna ait bulgu ya da belirti görmüyoruz sorusunun cevabı burada saklıdır. Zaten bütünsel tıp bakış açısı da bu noktada devreye girmektedir. Aslında ortada hastalık yoktur; hasta vardır. İşte bu sebepten dolayı da her kişinin fizyolojik toleransını etkileyen genetik, biyolojik, hormonal ve psikolojik faktörler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

TME disfonksiyonları genel olarak çiğneme kas rahatsızlıkları, TME rahatsızlıkları, kronik alt çene hipomobilitesi (hareket kısıtlılığı) ve büyüme bozuklukları olmak üzere dört alt grupta incelenmektedir. Bu ana kategorilerin her biri de ayrıca klinik olarak belirlenebilen farklılıklara göre çeşitli alt gruplara ayrılmakta olup her alt grup için uygun olan tedaviler ise büyük ölçüde birbirine göre değişiklikler gösterebilmektedir. Hatta bir alt grup için önerilen bir tedavi metodu diğer rahatsızlık için uygun olmayabilmektedir. TME disfonksiyonlarındaki tedavi başarısızlıklarının en önemli nedeni de bir tedavi yönteminin o ana grupta yer alan tüm rahatsızlıklar için tercih edilmesinde yatmaktadır.

TME disfonksiyonlarının tedavisinde rutin olarak kas gevşetici, ağrı kesici ve antidepresan gibi farmakolojik ajanlardan, botulinum toksin enjeksiyonundan (botoks uygulaması), oklüzal splint (gece plağı) uygulamalarından, transkutanöz elektriksel sinir uyarımı (TENS), tetik nokta enjeksiyonları ve kuru iğneleme gibi farklı fizik tedavi yöntemlerinden, TME’nin iç yapıları ile ilgili bozukluklarında ise eklem içi yıkama uygulamalarından ve bu tedavilerin kombinasyonlarından yararlanmaktayız. Ancak bu tedavi metotlarının büyük kısmı hastaların bulgularına yönelik ve ne yazık ki kısa süreli başarı sağlayan uygulamalardır. Bundan dolayı da biz hekimler, her geçen gün tedavilerimize akupunktur, manuel terapi ve nöral terapi gibi tamamlayıcı tıp uygulamalarını dahil etme gereği hissetmekteyiz. Özellikle çiğneme kas rahatsızlıklarında ağrıya neden olan kısır döngülerin kırılması ve aşırı uyarılmış sinir sisteminin regülasyonunu sağlaması açısından nöral terapi kronik vakalarda tedavi başarımızı oldukça arttırmaktadır.

Sonuç olarak, vücuttaki diğer tüm rahatsızlıklarda olduğu TME disfonksiyonlarında da başarılı bir tedavinin sağlanabilmesi; doğru tanının konmasına ek olarak hastayı o rahatsızlığa götüren tüm etken faktörlerin hastanın öyküsünün ve klinik muayenesinin detaylı olarak değerlendirilmesiyle belirlenerek hastaya özgün bir tedavi planı oluşturmasına dayanmaktadır.

Doç. Dr. Neda HASANOĞLU ERBAŞAR
Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzman

YAZARIN DİĞER YAZILARI