< Geri

Latent Asidozun Sistemik Etkileri ve Tedavi Yaklaşımı
Yorgunluktan kansere hemen her edinsel hastalığın başlangıç fizyopatolojisini oluşturan latent asidoz, modern hekimlik pratiğinde göz ardı edilen metabolik ve klinik bir süreçtir.

Dr. Tijen Acarkan
GETAT Uzmanı
20:03 31-Jan-2021
NHN AKADEMİ


Yorgunluktan kansere hemen her edinsel hastalığın başlangıç fizyopatolojisini oluşturan latent asidoz, modern hekimlik pratiğinde göz ardı edilen metabolik ve klinik bir süreçtir. Anamnez ve muayene bulguları ile tanısı konulabilen latent asidozun oluşum mekanizmlarının, hastalıklarla olan ilişkisinin ve tamamlayıcı tıp tedavi yaklaşımını konu alan bu mini-derleme, latent asidoz konusunda klinik çalışmalara olan ihtiyacı vurgulamayı hedeflemektedir.

Yaşam döngüsü nefes almakla başlar. Ardından gelişen ilk refleks açlık refleksidir ve yemek yeme ile enerji alımı başlar. Elektriksel ileti ile çalışan insan bedeni açık bir sistem olmakla beraber enerji alım ve atımının dengesi ile vital kalır. Sadece oksijen ve besin ile değil oral, solunumsal, rektal, dermal, parenteral ve mental olarak bedene alınan her uyarı bir seri reaksiyona uğrar. Metabolik süreçlerin sonunda kullanılacak olan moleküller kullanılır ve kullanılamayacak olanlar atılım yolaklarına ayrışır ki reaksiyonlardan çıkan atılım ürünlerine metabolit adı verilir. Bu metabolitlerin atılım yolları detoksifikasyon sistemleridir; Bağırsaklar, böbrekler, akciğerler, deri, lenf damarları ve karaciğerdir. Bağırsaklardan gaita, böbreklerden idrar, akciğerlerden ekspirasyon havası, deri aracılığı ile ter bedenin temizlenmesini sağlar. Lenfatik sistem anatomik olarak kan damarlarına paralel seyreden damar sistemidir. Bir çeşit kanalizasyon arkı gibi düşünülebilir. Karaciğer ise temel metabolizma organıdır, bedenin fabrikası olarak tanımlanır. Karaciğer bu görevi ile bağırsakların destek organıdır. Alım ve atım dengesinin normal olması ile kalitesi yüksek yaşamlar her bireyin ve koruyucu hekimliği temel hedefidir.

Alım ve atılım dengesi bozulursa bedenin metabolik reaksiyonları sonucunda atılması gereken metabolitler, ekstraselüler alanda birikmeye başlar. Asit, hidrojen (H⁺) iyonu verebilme özelliğine sahip demektir. Asit-baz dengesi, ortamda H+ konsantrasyonunun dengesidir ve vücut bu dengeyi dar sınırlar içinde tutmak için çok sayıda reaksiyonu geliştirir. Metabolik süreçlerle bikarbonat (HCO3) konsantrasyonunun azalması, solunumsal nedenlerle karbondioksitin (CO2) konsantrasyonunun artması, Henderson-Hasselbalch denklemine [H2O + CO2 ↔ H2CO3 ↔ H+ + HCO3] göre hidrojen artışı ile paraleldir. Hidrojen iyon konsantrasyonunun artmasına asidoz denir. Biriken metabolitler asidik özellikte olduğu için oluşan, labaratuar olarak ancak disfonksiyon düzeyindeki bu asidoz tablosuna latent asidoz adı verilir. Latent asidoz fizyopatolojik olarak bir prehastalık dönemdir.

Latent Asidoz Sebepleri Nelerdir?

  1. Alım fazlalığı
    1. Asidik besinler (Şeker, gluten, çay-kahve, alkol, kırmızı et, süt, peynir)
    2. Yetersiz su içilmesi
    3. Kimyasal ilaçlar (NSAİ, antidepresanlar, antidiyabetikler, antilipidemikler vd)
    4. Çevre kirliliği ve sigara
  2. Atım eksikliği
    1. Detoks organ disfonksiyonları (Karaciğer yağlanması, bağırsak florasının bozulması, böbrek fonksiyonlarında yavaşlama, akciğer hastalıkları)
    2. Sedanter yaşam (Egzersiz yapmamak)
  3. Kronik stres varlığı

Latent Asidoz İle İlişkili Semptom ve Hastalıklar

  1. Yorgunluk: Latent asidoza bağlı yorgunluk ikiye ayrılır: Bedensel yorgunluk ve zihinsel yorgunluk. Bedensel olan ağırlık hissi ile birliktedir. Kişi kendisini ağır ve ödemli hisseder. Zamansal özelliği yoktur ve dinlenmeyle kısa süreli ortadan kaybolabilir. Ancak bazı vakalarda hareketsizlik, ağrı ile birlikte olan yorgunluğu arttırabilir. Zihinsel yorgunluk daha çok düşünmede güçlük, hafızada zorlanma, unutkanlıkların dikkat çekmesi, konsantrasyon güçlüğü şeklindedir. Bağırsak mantarında görülen beyin sisine çok benzer ve birliktelikleri sık görülür. Kronik yorgunluğun bir diğer sebebi de latent asidozda eritrositlerin oksijen taşıma kapasitesini düşmesi ki karşımıza anemi ve başka bir sistemik hastalık ile açıklanmayan dispne ile çıkabilir.
  2. Eklem ağrıları: Eklem ve eklem çevresi alanın doku pH’ı alkali özelliktedir. Zıt polaritelerin afinitesi prensibine göre asidik olan metabolitler, alkali olduğu için eklem ve çevresi alana kalsiyum ile birlikte presipite olurlar. Halk arasında kireçlenme olarak adlandırılan bu tablo hasta tarafından yeri tam lokalize edilemeyen eklem ağrısı olarak ifade edilir. Özellikle harekete başlama sırasında ve sabahları yataktan kalkarken daha şiddetli olan, gerginlik, donukluk ve batma hisleri ile birlikte olan orta şiddetli ağrılardır. Ancak lokomotor sistemin kronik ağrılı hastalıkları (fibromiyalji, romatizmal ağrılar, tetik nokta ağrıları vb.) her zaman latent asidoz ile birliktedir. Latent asidoz ağrı zeminini hazırlar, ağrı eşiğini düşürür, eklem hasarını kolaylaştırır ve iyileşmeyi geciktirir.
  3. Kolesterol Yüksekliği: Latent asidoz varlığında karaciğerin trigliserit ve yağ metabolizma reaksiyonlarında görülen yavaşlamanın bir bulgusu da karaciğer yağlanması ve kan yağlarının yükselmesidir. Kötü beslenmemesine ya da kilo fazlası olmamasına rağmen hiperlipideminin sebeplerinden biri latent asidoz olabilir (genetik olanlar hariç)
  4. Ateroskleroz: Küçük arteriollerin intimasında makrofajların LDL’yi fagosite ederek geliştirdiği enflamatuar süreç ve fibröz plak oluşumu latent asidoz ve ilişkili kalsiyum çökmesi ile kolaylaşan reaksiyonlardır. Yüksek stresli, çok sigara içen, egzersiz yapmayan, sistemik bir hastalığı olmayan, kilo fazlası olmayan hatta vücut kitle indeksi düşük olmasına rağmen erken yaşlarda geçirilen miyokard ve koroner hastalıklarında latent asidoz değerlendirilmelidir.
  5. Kilo Artışı: Bedenin toksik ve asidik metabolitleri dokuya hasar vermemesi için yağ dokusu ile paketlenir. Bu sebeple beden asitleştikçe yağ dokusu artar ya da lipolzi zorlaşır. Bu da klinikte kilo vermede zorlanma ya da kolay kilo artışı yakınması ile karşımıza çıkar.  
  6. Dermokozmetik değişiklikler: Ciltte döküntüler, renk değişiklikleri, özellikle kızarıklık, kaşıntı, saç dökülmesi, saçların kuruması ya da yağlanması, cildin kuruması-yağlanması, selülit gelişimi, variköz venlerin yüzeyselleşmesi, ter ve ten kokusu değişikliği ve ödem latent asidozun en tipik klinik bulgu spektrumudur. Bu semptomlar lenfatik difonksiyonun laten asidoz ile olan iç-içe olan mekanizmasıdır. Lenf sıvısı zaten asidiktir ve latent asidoz varlığında lanfatik sistemin hem yükü artar hem fonksiyonu yavaşlar. Bu semptomlar maalesef sadece dışarıdan yapılan dermokozmetik tedaviler ile kalıcı çözüme ulaşamaz. Çünkü esas sorun olan bağ dokusunun latent asidozunu düzelmek gerekir. Aksi durumda tüm dış uygulamalar 6 ayda bir tekrar zorunluğu döngüsüne sıkışacaktır.
  7. Depresyon: Latent asidozun bir diğer karşıt etkili ve sumatif semptomu mutlu olamama halidir. Stres sempatik reaksiyonları başlatır, ancak stresin devamlılığı hali sempatik –parasempatik dengesini bozar. Oluşan VSS (vejetatif sinir sistemi) disfonksiyonu, hormonal sistemi (HPA aksı), torakal sempatik zinciri, lenf sistemini parasempatik çalışmasını, bağ doku reseptörlerinin duyarlılığını değiştirerek her sistemde farklı semptomlar ile karşımıza çıkar. Uyku bozukluğu ve zaman ile azalan seratonin salgısı da bu sistemin bir işareti olabilir. Laten asidoz, depresif bozukluklarda görülen iç çekme ihtiyacının önemli sebebidir.

LATENT ASİDOZDA TAMAMLAYICI TIP YAKLAŞIMI

  1. Nöralterapi ile detoks organlarının segment tedavisi ve prokain baz infüzyonu latent asidozun altın standart tedavisidir.
  2. Beslenmenin düzenlenmesi
  3. Su içme alışkanlığının kazandırılması
  4. Düzenli egzersiz alışkanlığının takibi ve lenf drenaj tedavileri
  5. Bağırsak florasının desteklenmesi, düzenlenmesi
  6. Detoks ve ağır metal atılım tedavileri
  7. Eksik vitamin mineralin yerine konması
  8. Oral sodyum bikarbonat takviyesi
  9. Ozon tedavisi
  10. Akupunktur

SONUÇ

Çok zaman aynı şeye bakıp başka isimler verilir ve bilinmez bir zaman sonra bu durum fark edilir. Gerek modern tıbbın, gerek tamamlayıcı tıbbın ve gerekse fizyopatolojinin bir süre sonra toksik yüklenme denilen tablonun latent asidoz olduğu; latent asidozun metabolik asidozdan farklı olduğu ve hastalıkların latent asidoz ile başladığı konusunda fikir birliği yapacağı inancında ve daha çok sayıda çalışmaya ihtiyacımız olduğu düşüncesindeyim.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI